MEHER

“Bilinçdışı dil gibi yapılanmıştır.” LACAN

Çocukluğum İsviçrenin Almanca konuşulan bir kantonunda geçti.Bakıcım Almanca konuşan katolik bir aileydi pek görüşemediğim öz ailem Türkçe konuştuğunda ve bu dili anlamadığımıda hissettiğim öfke halen hatırımdadır. Belki annemle anadilinde konuşamamak ortak bir dili kullanamak da bu öfkenin bir parçası idi. İlkokula başlamam için okuma yazması olmayan büyükannenin yanında köye gönderilmemse zaman ve mekanda geriye gitmek. Bu bakımdan eski ve yeniyi doğu ve batıyı birlikte deneyimlemek yorucu olduğu kadar öğretici oldu. Sonradan anılarımı düşünürken havaalanı olduğunu çıkardığım yeri unutamam. Tavan öyle yüksek ben o kadar küçücüktüm ki… Kırmızı sırt çantamda taşıdığım oyuncak ayım bir müddet tek arkadaşım olmuştu. Dilini bilmediğim “Anavatanım!”da çocuklar kendileriyle aynı dili konuşamayan elbet bir yabancıyı pek de büyük bir içtenlikle aralarına kabul etmeyeceklerdi. Evet dil büyük bir çember aynı zamanda bir mesafeydi. Psişemi korumak için sanıyorum zengin bir iç dünya inşa ettim ve hayal gücü. Hayalle gerçeği ayıredemeyen yada aslında pek de farklı olmadıklarını hisseden ben kral, savaşçı neler neler oluyor beni ezen bu cendereden intikamımı sanki böyle alıyordum. Refik Halitin Eskici hikayesini ilk okuduğumda ne tanıdık gelmişti. Filistin… Uzak bir tarih ve coğrafya gibi. Nine dedemin mısırda bir Osmanlı paşası olması genetik bir tarih akrabalığı iken… Neyse dil diyorum. Bilinçdışımızı şekillendiren dil. Uykumdan ani şekilde uyandığım birkaç sefer “dil” in kendisi zihnime düşmediğinde aklımı yitirdiğim endişesi belirivermisti , belki de en büyük korkum buydu. Gerçek’likle ilişkimizi kurduğumuz bir araç olarak dil gerçelkliği de eğip bükmemize, hatta gerçekte var olmayan Ben’lerinşa edip yanılgıya düşür müyor mu bizi. Kore dizileri izliyorum bu aralar, pamuk gibiyim. Dimağımda yeşilçam tadı… Dizinin birinde keşiş şöyle diyordu: “En yüce gerçeklik binlerce yılda anlaşılmaz.” Zen filmini anımsıyorum yazarken “Gerçeği eğer kendi içinde bulamazsan, başka nerede bulmayı bekliyorsun ki?” Dōgen Zenji. ve Jodorovski’den: Kafeste doğan kuşlar uçmayı hastalık sanırlar.

Acaba aydınlanma düşüncesi de gerçeklikle başedemeyen psişenin kendini tamir yolu mu ? Bilemiyorum. Tüm yol ve metotları tükettim diyemem ama bildiğim ne doğu ne de batı derdime deva olamıyor artık. Konuşmak ve yazmak bir tür hatırlatma burada olduğuma dair. Devam eden bir tür yankı. Meher baba hayatının sonuna dek konuşmamış, bir tahtaya yazmış diye okumuştum. Eskilerin kılleti menam,taam ve kelam dedikleri bir tür psikodelikmiydi acaba ? Zihin biyolojik bir bilgisayar mı gerçekten çökebilecek bir yazılım ? Üç tür sessizlik var sanırım negatif,pozitif ve aşkıın… Belki de hiç konuşmamalı, Sözsüz kalmalı…

MEHER” için 3 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s