CANBAZ

Zamanı tayin etmenin en iyi yolu gölgedir ve geceleri zamanın hükmü yoktur. Saat olsa olsa Kabilin icatıdır ve kendne verilen ilk saati de Habil gönüllü olarak takmış olsa gerek. Daha önce hiç görmediğim bir canlı türü olarak farzederek insanı canlandırıyorum zihnimde. Dişleri ilgimi çekiyor. Parçalamak, delmek , ısırmak için olduğu besbelli. Tırmık benzeri küçük sopaları andıran parmaklarındaki tırnaklar küçük birer çizme ve soyma aracını andırıyor. Gözleri iki delikten ışıldayan kömürü andırıyor. Bakışlarında da nihayet yoktur sorarsanız. Farklı tonlarda ve derinlikte unutamadığım bakışlar. Bir katilin gözlerine baktığımda delilik görmüştüm mesala. Bazı yaşlılarda bilgelik ve merhamet… Düşündükce farkediyorum insan coğrafyanın mahsulü gibi. Farklı coğrafyaların insanları da farklı kokuyor. Tenleri, insanların dokusu da birbirine uymaz. Ortak olan hususiyetleti de var elbet. Koşup dururken birden yere düşen insan çocuğu yarasından akan sıvıyı yaladığında genzini yakan kan tadını alır. Ve sesleri yumuşak,gürültülü ,tiz….Tuhaf , dünyaya dişsiz olarak geliriz ve eğer ki şanslıysak dişsiz olarak gideriz. Doğum ve ölümün her iki ucundan büktüğü bir yaya gerilmiş ipte yürüyoruz. Can-baz canıyla oynayan demek ve nihayetinde hepimiz canımızla oynuyoruz. Altımızda ola ki düsersek bizi koruyacağına inandığımız ağlara benzer hikayelerimiz var. Sanırım canbazlığın iki sırrı var. İlki hep ilerideki bir noktaya bakarak odaklanmak. İkincisi elindeki sırığı bir denge aracı olarak kullanmak. Biraz da bize , hayatı yaşayış tarzımıza benziyor sanki. Kafam karışıyor. Bir yanıyla tamamen anlamsız gelen bu deli gömleginin düğmeleri tek bir çiçeğin kokusuyla çözülüveriyor. Bahçemde üç yaşında bir arap yasemini var. Adı Zahide. Kokusuna aşığım diyebilirim. Çiçekleri ince zardan öylesine, narin eziliveriyor tutsam… Baharda pek boylandıydı, yaz gelince sıcaktan mı bilmem çiçek açmaz , büyümez oldu. Belki de ince telden yaptığım askılara sardığım için küsmüştür. Çiçek açması için zorlayamıyorum onu. Sade ihtiyaçlarını karşılayıp gözucuyla takip etmem yeterlidir belki. Hayatı da böyle mi yaşamak ve yaşatmak gerek acaba. Horozlar ötüyor lakin pek erken. Eski zamanda bu davranışları uğursuzluk sayılıp kafalarını teslim etmeleri icap edilebilirdi. Zamanın doğal akışına karşı çıktıkları için mi acaba ? Bir tahtırevallinin iki ucu arasında soluksuz koşup duriyorum. Kendisine sorulan “Bu dünyada neyi değiştirmrk isterdin ?” sorusuna “Her şey merkezinde” yanıtını veren Merkez efendinin yanıtı geliyor aklıma. Her şey merkezinde…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s