Korpus Kallazum

Uyku ile uyanıklık arasında kafamı kaldırıp karşımdaki aynaya bakıyorum. Ters giden bir şeyler var, ışık bulanık ve suretim bulanıklaşıyor. Dudaklarım gitgide birbirine bitişip kaynaşırken burnum düzleşiyor, suretimi yitiriyorum. Birden aynanın diğer yanından saçını tarayarak boş gözlerle bana bakan kendimle karsılaşıyorum. Beni görmüyor. Bağırmak istiyorum , sesim çıkmıyor , korkuyla karışık bir hınçla aynayı yumrukluyorum. Arkasını dönüp gidiyor odanın içerisinde suretim. Yıllarca onun benim yerime hayatımı yaşamasını izlemeye mahkum oluyorum. Yıllar geçip giderken onun yaşlanmasinı izliyorum. Hüznünü, sevincini aptallliklarını… Bugün hergünkünden farklı. Duvardaki VanGogh tablosunu izliyor. İzlerken dalıp gidiyor, tuzağa düşüyor benim gibi. Sesimi duyuramıyorum. Yıldızlı gece onu içine alıyor. Eğilip bükülen bulutların altında kayboluyor. Oda boşaldı. Ortada bir hayat var ama onu kim yaşayacak sorusu muamma olarak kalıyor. Sahi ne demisti o doktor ? Korpus kallazum incelmesi varmış bende. Kulağım kaşınıyor. Serçe parmağımla hummalı bir araştırmaya girisiyorum. İnce yesil bir yaprak geliyor elime. Burnuma toprak kokusu geliyor. Ağzımdan da uzun dallar dökülüyor kucağıma. Ağaç oluyorum.Ay ışığında ıslanıyorum, aşıklar gelip dinleniyor gölgemde. Nice zaman bir ağaç olarak zaman gelip geçiyor üzerimden. Bir kuş var, söğüt bülbülü.. Benim yaşayan bir varlık oldugumdan habersiz geziniyor dallarımın arasında.Şarkısını söylüyor. Artık konuşamadığımdan son kez ciçek açtım. Yere kar gibi süzülen çiçeklerimi sakura festivali misali izliyorum. Ansızın büyük bir hızla göğsümden gökyüzüne doğru çekiliyorum. Bedenim geride kalirken olanca hızımla ayın, guneşin yanından geçiyorum. İradesiz bir biçimde çekilirken yildızlar gerimde kalıp ufalıyor. Bir trenin cığlıkvari fren sesi çınlarken yavaşlıyor , yavaşlıyorum. Zamanı ve sınırı olmayan karanlık bir boslukta asılı kaldım. Bildiğim tek sey sonsuzlukta titreştiğim… Geri dönmeliyim. Dünyaya doğru iniyorum. Yaklaştım. Sağ kolumu başımın üzerine uzatıp yumruk yaptım, yalnız isaret parmağım açık. Bu parmağımı kullarak olanca hızımla baş üzeri indiğim dünyayı bir inci tanesi gibi delerek yerin derinliklerine indim. Arzın merkezi sıcak ancak hissetmiyorum. Devam ederek diğer yuzünden çıkıyorum dünyanın. Sırt üstü yere uzandim, bulutlar gelip gidiyor, gecip gidiyorum,geçip gidiyor. Kayıtsız…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s