VİTRİOL USTA

Vitriol Usta, Galata’nın aşağısında 1358 sokak 17 numarada yaşayan bir münzeviydi. Yüz hatlarına bakanlar onun bir Frenk olduğuna inanabilir, aksanına bakanlarsa Endülüsten göç gelmiş bir mağripli olduğuna hükmedebilirdi. Onun gerçekte kim olduğu düşüncesi uzun müddet komşularının zihnini meşgul etse de zamanla ona alışmışlardı. Hayatı boyunca kimselere hissettirmeden tek bir şeyi arayan Vitriol Usta zamanının azaldığını hissetikçe zaten heyecanlı olan heyecanlı mizacı iyice bozulmaya başlamıştı. O gece mutad olduğu üzere sallanan koltuguna kurulmuş pencereden içeri sızan ayışığının gümüş şamdanın kollarında aşağı ve yukarı doğru hareketini izliyordu. Gençliğinde Ay’a pekçok şiir yazmıştı. Zamanla aşkına karşılık bulamak onu delirtmiş , duyguları amansız bir düşmanlığa dönüşmüştü. Karar verilmişti. Bu gece onu öldürecek bu tükenmek bilmez ıstıraba bir son verecekti. Yerinden kalktı, yedi kat yeşil ipeğe sardığı Damascus çeliğinden mamül kılıcınını özenle yerinden alıp kuşandı. Kapıya doğru seyirtti. Dışarı ilk adımını atıp eşik taşına bastığında başı döndü, ayağının altındaki yer kayıyor gibiydi. Şiddetli bir zelzele baştan ayağı tüm varlığını sarstı. Buna rağmen durmayarak devam etti, geri dönemezdi. Rüzgarla birlikte kayan bulutlar gökyüzünde yer değiştirirken yağmur çiselemeye başladı.Hayat ne garipti… Yürürken ardı sıra bir gürültü işitti. Dönüp baktığında yerdeki su birikintisine düşen bir yıldız gördü. Sonra bir tane daha. Adımlarını hızlandırdı ancak bu yıldız yağmuru duracak gibi değildi. Büyük Utarit, sağ omzunu sıyırıp olanca hızıyla çaprazındaki su birikintisine düştü. Telaşla koştu, dar bir sokağın köşesindeki tentenin altına sığındı. İskarpinlerindeki suyu boşaltmak istercesini ayagını sallarken birden onu gördü.Bu ani karşılaşmanın etkisiyle bir an ne yapacağını bilemeyip tereddüte düşse de nefesini sabitledi. Bir yırtıcının gerilmiş ancak rahat hareketiyle kılıcını çekip ileri atıldı. Ay’ı oldugu yerde ikiye bölerek ilerledi. Geriye dönüp bakmıyordu bile. Su birikintisinde can çekişir gibi debelenen ay titriyordu. Vitriol ise hareketsiz kalmıştı. Felç olmuş gibi yalnız gözlerini yuvalarında hareket ettirebilir bir tarzda kaskatı kesilmişti. Rüyaya hapsolmuş gibi cıplak ve bagırmak istediği halde sesini cıkaramaz bir haldeydi.Kılıcında parlamaya devam edem Ay’ın kanı onu zehirlemişti. Galiba ölüyordu, zaferi kısa sürmüştü. Ruhu onu terkederken yapabileceği tek şeyi yapmayı seçti: Hiçbir şey! Neden sonra kalbinde biriken zehir yavaş yavaş omzundan koluna oradan eline akmaya nihayet parmak uçlarından bedenini terkederek kılıç kabzasında bulunan sedef kakmalı mahfazada birikmeye başladı. Sıvı formda olan ay ışığı burada birikerek katılaşmaya başlamıştı. Sonunda bir taş formunu alan Ay muazzam bir mücevher olarak kılıç kabzasındaki yerini alırken , Vitriol usta rahatladı. Nefes alip vermeye başlamisti. Bununla birlikte en az 10 yıl yaşlanmıs gorünüyordu. Yalnız tuhaf bir şekilde daha hafif hissediyordu. Hayatının geri kalanında bu amansız muadelenin izlerini bedeninde tasıyacaktı.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s