Yazar: Thomasdurağı

CAM KIRIĞI

Pişmiş balçıktan ibaret bedeninden dışarıya uzanan çeşitli renklerde, minik , sivri uçlara göz gezdirdi. Camdan mamül bu sert keskinliklerle bir kirpiyi yahut düşmanından korunmak için zırhını ok uçlarıyla süslemiş bir ortaçağ savaşçısını andırıyordu. Bir yandan önünde dalgalalanan denizi izliyor biryandan da önce turkuaz sonrasında , güvez ve galibarda renkli bu cam parçalarını artık taşlaşmaya başlamış … Okumaya devam et CAM KIRIĞI

HUDUT

Sen ey, Bu sevgiyi içime kim koyabilir Güzelliğinin sınırı ben iken Söyle ayağımı tuz ile buz arasında Hangi huduta koyayım Kuş teli ince narin kalemi Hangi çivit mavisinde ıslatayım Gögün ağırlığı altında ezilen Nefesimi senden ödünç alayım Zor zor güzelliğini yaşamak karınca belime Yok yok olurken ben aşikar, Zahir tek sende umudum Bir damla gözyaşı … Okumaya devam et HUDUT

KAHRAMANIN SON YOLCULUĞU

Konuğum var. Masamın üzerinde duran davetsiz misafirle birlikte Seven Years in Tibet izliyoruz. Ara sıra uyukluyor sanırım en arkada bulunan uzun bacağı hafif hafif seyiriyor. Çekirgeler de rüya görür mü acaba ? Kahramanın son yolculuğunu alacaktım kitapçılarda bulamayıp internetten sipariş ediyorum. Canım sıkılıyor , birgün çokluk kurye olacak gibi. Markette otomatik kasaya yönlendiren calışan geliyor … Okumaya devam et KAHRAMANIN SON YOLCULUĞU

CANBAZ

Zamanı tayin etmenin en iyi yolu gölgedir ve geceleri zamanın hükmü yoktur. Saat olsa olsa Kabilin icatıdır ve kendne verilen ilk saati de Habil gönüllü olarak takmış olsa gerek. Daha önce hiç görmediğim bir canlı türü olarak farzederek insanı canlandırıyorum zihnimde. Dişleri ilgimi çekiyor. Parçalamak, delmek , ısırmak için olduğu besbelli. Tırmık benzeri küçük sopaları … Okumaya devam et CANBAZ

OYUN GÜNCESİ

Bütün ciddiyetimle oyun oynamak üzere sahile indim.Yarı ıslak zemine oturup avcuma aldığım sulu çamuru sıkılı bulunan seŕçe parmağımı gevşetip yavaş yavaş bırakmak sureti ile suni pi peri bacası inşa ettim. Bir mıddet sonra alttan gelen küçük dalgalar periyi geldiği yere götürırdü. Geri çekilmeye karar verip dalgaların tayin ettiği huduta 40 cm kadar mesafede biçukur kazmaya … Okumaya devam et OYUN GÜNCESİ

TASAVVUR

Öz'lüyorum neyi özlediğimi bilmeksizin. İşbu ýüzden ara sıra şiir de yazıyorum. Şanırım şiir başlangıçta şairin dahi farkına varamadığı bir tasavvur olarak bilinçte bekliyor ve şair şiiri yazdığını sadece zannediyor. Peki şiir şairin zihninden görünür alana çıktığında yaratım süreci tamamlanıyor mu ? Zannediyorum ki hayır. Şair çocuğunu doğuran bir anne gibi şiirini tanıyıp onunla ilişki kurmadığı … Okumaya devam et TASAVVUR

ANAHTAR

Baron von Sebettondorf'un Bektaşi, gülhaç ve simya sırları kitabını tekrar okuyorum. "Libelli habeat sua fata" -Kitapların kendi kaderi olmalı- ibaresi ile başlıyor. Hitleri başa getiren örgüt olarak bilinen Thulle Cemiyetinin kurucularından olup 2. Dünya savaşında Türkiyeye kaçtığı boğaz köprüsünden atlayıp intihar ettiği yahut Mısıra gittiği söylenen Baron pek ilginç bir insan. Gene kitabın başındaki ibareler … Okumaya devam et ANAHTAR

İNCİR YAZISI

Bahçemdeki ncir ağacını inceliyorum. Erik,şeftali,portakal ve diğerlerinin yanında bir mülteciye , yaban kimselere benziyor kendi memleketlnde. Çocukluğuma götürüyor beni biraz mistik biraz üzgün yönleri ile. Yıkılan toprak evlerin genelde ocaklarında görürdüm onları meğer küldeki potasyum canlandırıyormuş ocağımıza dikilen incir fidanlarını. Kuru beyaz kemiği andıran dalları kül olduğunda en temiz çamasırları yıkar, altında oturup uyuyanların başına … Okumaya devam et İNCİR YAZISI

Oyuk İnsan Teorisi

Bir çömlek kilden yapılır ama içindeki boşluktur onu kullanışlı yapan, Evlerin duvarları vardır ama o duvarlardaki deliklerdir evi oturulabilir kılan ; kapılar, pencereler ve odalar...İnsan nesnelere biçim verir ama anlamı veren boşluktur. Eksik olan varlık sebebini verir.” Lao Tzu İnsanın fiziksel yapısına baktığımda kaçınılmaz olarak boşlukları dikkatimi çekiyor. Ağız, burun, mide göğüs kafesi, bağırsak... Zannediyorum … Okumaya devam et Oyuk İnsan Teorisi

MEHER

"Bilinçdışı dil gibi yapılanmıştır." LACAN Çocukluğum İsviçrenin Almanca konuşulan bir kantonunda geçti.Bakıcım Almanca konuşan katolik bir aileydi pek görüşemediğim öz ailem Türkçe konuştuğunda ve bu dili anlamadığımıda hissettiğim öfke halen hatırımdadır. Belki annemle anadilinde konuşamamak ortak bir dili kullanamak da bu öfkenin bir parçası idi. İlkokula başlamam için okuma yazması olmayan büyükannenin yanında köye gönderilmemse … Okumaya devam et MEHER